‘Dm’den Gelen Mehdiyet – Kübra

Afşin Kum’un aynı adlı eserinden Yağmur ve Durul Taylan biraderlerin rejisiyle ekrana uyarlanan “Kübra”, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde , Allah’ın kendisi ile iletişime geçtiğini Gökhan isimli bir gencin hayatından bir kesit sunuyor. Afşin Kum’un bir diğer eseri Sıcak Kafa’nın Netflix serüveni çok uzun olmamıştı. İlk yayınlandığında eleştiriler vasatın üstü bir seviyedeydi ama yine de kimse ikinci sezonu yayınlanmadan yayından kaldırılacağını beklemiyordu desek yanlış demiş olmayız.

Uzun zamandır dijital platformlardaki yapımlar çokça eleştirilir hale gelmişti. Çok değil bir kaç sene önce dijital platformlarının yavaş yavaş pazar payını arttırması ile yerli yapımlar da çekilmeye başlanmış ve ilk zamanlarında hayli yaygara koparmıştı.  Tabi yine de bu farklı anlatım tarzı daha muhafazakar kesimde pek karşılık bulmamış ve özellikle Netflix özelinde yapımlarda işlenen temaların “genel aile yapısına” uymadığı düşüncesi temelsizce pompalanmış ve iktidarın alternatif medyayı kontrol altına almaya yönelik sansür yasasını çıkarmak için kamuoyu oluşturmasını sağlamıştı. Halbuki bu platformlarda, özellikle eskisi kadar etkili olmasa da televizyon izleyici kitlesinin varlığını sürdürdüğü bir medya dünyasında televizyonlarda yayınlanan klasikleşmiş anlatıların aksine farklı anlatım dili tutturma iddiası taşıyan bu yapımlar maalesef alternatifi olarak çıktığı klasik medyadaki örneklerinin bir nevi devamı niteliğindeydi.

Bu yerli yapımlar arasında Netflix’in orijinal serilerinin diğerlerinden hep bir farkı vardı. Yapımcılığını üstlendiği dizi ve filmlerdeki esas amacı yerel pazar değil her zaman global pazar olmuştu. Bu yüzden yerli yapımlarda yerel ilgi ve hassasiyetlerin ötesinde global izleyici için izleme merakı uyandıracak temalara yoğunlaşma stratejileri açıkça vardı. Hakan Muhafız ile başlayan Atiye ile devam eden ve daha birçok yapımında da gördüğümüz ‘mistisizm’ teması hep ön planda olmuştu. Oryantalizm diye adlandırılan Batı medeniyetlerinin “doğu” kültürlerine tepeden bakan anlayışın bir uzantısı olarak, Batı’nın kendini ‘normal’ atfedip dünyanın geri kalanını ‘farklı’ gözüyle bakmasının bir sonucu olarak Batı dünyası için Doğu her zaman bir mistik hava içerisine algılanmıştır.  

—Yazının bundan sonrası dizi hakkında spoiler içerir—–

Dizinin hikayesinden kısaca bahsetmek gerekirse, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde hayata tutunmaya çalışan dar gelirli bir ailenin ferdi olan Gökhan, sevgilisi ile evlilik planları yapan ve torna atölyesinde çalışan, flashback’lerle ayrıntısını öğrendiğimiz askerlikte yaşadığı travma sonrası kendini dine veren kendi halinde biridir. Dini sohbetler yapmaya yarayan, kullanıcıların takma isimle anonim olarak kullandığı uygulamadan günün birinde Kübra isimli kullanıcıdan mesajlar almaya başlar. Zaman geçtikçe Kübra isimli kullanıcıdan, konuşmalarının paralelinde hayatında yaşadığı olaylarda tesadüfü aşan beklenmedik ve şaşırtıcı mesajlar aldıkça kendini bir “insan”la konuşmadığına ikna olan Gökhan, zaman geçtikçe ilahi bir gücün kendisi ile irtibata geçtiği düşüncesine kapılır. 

Bu iddia sonrasında ilk bölümlerde kurulan ‘kendi yağında kavrulan’ insanların hayatları yavaş yavaş değişime başlar ve Gökhan’ın kendi çevresine deyim yerindeyse her telden insanı toplamaya başlar. Sağdan soldan her görüşten, zengin fakir, sosyetik müritler ve bütün bu olayları araştırmak için görevlendirilen dramatik çatışma yaratmak için çok yapay bir şekilde yerleştirilen sinirli ve inançsız bir polis amiri. Dizide yavaş yavaş hikaye ilerlerken Gökhan’ın iddiası ile karakter patlaması yaşanır ama hikaye bu karakterler ile derinleşeceği yerde iyice izlemesi zor bir hal alır. 

Bölümler geçtikçe olayların çözüme kavuşacağı son bölüme kadar iyice düğüm olmasını izlerken bolca didaktik ve popülist söylemler arasında kayboluyoruz. Seçilen’in neden seçildiğini asla öğrenemeden, günümüz toplumundaki din anlayışının bolca sömürüleceği bir hikaye akışı ile ilerliyor dizi, ta ki son bölümde izleyici ters köşe yapılıncaya kadar.  Yazının başında bahsetmiştim, hikayenin yazarı Sıcak Kafa’nın da yazarı Afşin Kum olunca ve Sıcak Kafa’dan da aşina olanların bileceği üzere yazarın teknolojik gelişmelerin yarattığı distopyalar üzerine ilgisi, dolayısıyla Kübra’da da her ne kadar inanç temelli bir toplumsal çatışma aktarılıyor gibi gözükse de esas anlatının bir distopya olduğunu unutmamak gerek. Dizinin de sığındığı ve düğümü çözmek için sakladığı bir plot twist işte tam da burada duruyor ve tahmin etmek de güç olmuyor. 

Netflix’in; Atiye, Hakan gibi daha önce yüksek pazarlama bütçeli ile yayına soktuğu yerli yapımlarda da benimsediği global pazara hitaben uyguladığı oryantalist pazarlama stratejisinin son örneği Kübra’da içi boş mistizm yine ön planda. Daha önce binlerce kez işlenen ‘the chosen one’ şablonunun islami sosa bulayarak güncel dünyanın teknolojisi ile harmanlayıp kurguladığı ‘dmden gelen mehdiyet’ teması maalesef çok havada kalıyor. 100 dakikalık bir sinema filmine anca yetecek bir hikayenin sündüre sündüre 8 bölüme çıkartılması izleme isteğini ve bir sonraki bölümde ne olacak merakını ortadan kaldırması da çabası. 

Yorum bırakın